Ukrayna sorunu ve gelecek Bazı “erken” saptamalar

Tekeller çağı, karanlık çağdır.

Tekeller çağının İkinci Dünya Savaşı’ndan sonrası, bu karanlığın daha da arttığı, daha da koyulaştığı bir dönemdir. Ama aynı zamanda, Ekim Devrimi’ni izleyen Çin, Küba gibi devrimlerle, ayrı bir dünyanın izlerinin yeşerdiği bir dönemdir de. Bu “yeni dünya”, kapitalist dünyayı yenemedi, yok edemedi.

Ekim Devrimi, kapitalist dünya sistemini yıkmaya yetmedi. Kapitalist dünya sisteminin bir halkasını, büyükçe bir halkasını kopardı. Ama bu, yani devrim, yaralı kapitalist sistemin yıkılmasına evrilmedi. Dünya işçi sınıfı, bunu henüz başaramadı. 1989-90 yıllarından başlayarak, “büyük zafer” kazanan emperyalizm, Batı dünyası, “tarihin sonu”nu ilan ettiler. Artık tarih akmayacak, artık hareket son bulacak, tanrı evrenin tam ortasına emperyalist efendileri yerleştirdiğini ilan edecekti. Büyük bir “köleci” imparatorluk başlayacaktı. Ama, işler öyle gitmedi. Afganistan, Irak işgallerini Libya izledi. Ama Suriye’ye gelindiğinde, işler ters dönmeye başladı. Çoktan ters dönmüş olan süreçler su üstüne çıkmaya başladı. ABD’nin hegemonyasının çözülmekte olduğu ortaya çıktı.

Ve bugünün Ukrayna sorunu o dönemlerden geliyor.

ABD, en başından, çözülen eski sosyalist ülkelerde boy atmaya başlamış olan Alman sermayesinin egemenliğinden rahatsız idi. Bu aynı şey, daha az olmak üzere Japonya için de geçerli idi. Fransa ve İngiltere de bunlara eklenmelidir.

ABD, daha o günlerden, daha 2000’li yılların başından başlayarak, Ukrayna için özel planlar yapmaya başladı. Eski sosyalist ülkelerdeki yöneticilerin kapitalistleşirken rüşvet karşılığı birçok devlet işletmesini yağmalatması, hem sermayesi ile oralara giren AB tekellerinin hem de askerî operasyonlar için tohumlar eken ABD emperyalizminin işlerini kolaylaştırıcı bir rol görüyordu.

Ukrayna sorunu, o günlerden büyüyerek geldi.

Bugün askerî operasyonlar yapan Rusya’nın, o günlerden bugünlere gösterdiği “tahammül”, şaşırtıcıdır. Rusya ve Çin, sosyalist geçmişlerine bağlı oldukları bağımsız ülke olmaları konumlarının, yani sömürge olmamalarının, kapitalist dünya ekonomisini yöneten güçlerin arasına girebilmelerine olanak tanıyacağına inanmış olmalıdırlar. Görünen budur. Bu sabrın kaynağı bu inançtan geliyor olmalıdır. Savaş istememenin ve kapitalist dünyanın, kuralları içinde işleyeceğine olan aşırı güvenin, Ukrayna’da yapılan Batı operasyonlarına gözlerini kapatmaya yol açtığı söylenebilir.

ABD, Kanada ve İngiltere, bu konuda daha aktif askerî roller üstlendiler. Almanya ve Fransa, aslında kendi çıkarlarına işleyen ekonomik süreçleri koruma iradesini gösteremediler. Almanya ve Fransa, aslında, adım adım, ABD kontrolünden kurtulma yönünde ilerliyorlardı. ABD ise, NATO mekanizmalarını geliştirerek, NATO’yu kullanarak, NATO’yu genişleterek, askerî ve siyasi olarak kontrolünü geliştirmekteydi.

ABD, Kanada ve İngiltere, ta İkinci Dünya Savaşı sonunda Ukrayna’dan kaçmış olan Neonazileri Ukrayna’ya yerleştirmeye başladılar. Onların eğitimi, onların silahlandırılması, aslında “zor günler” içindi. Rusya ve Çin ayağa kalktıklarında, harekete geçtiklerinde, mesela Suriye’de olduğu gibi, mesela Ukrayna’da olduğu gibi, bu güçleri kullanacaklardı.

2014’te darbe ile iktidarı alan Neonaziler, Ukrayna’da büyük hamleler yapmaya başladılar. ABD, İngiltere ve Kanada, her gün 10 milyon doları aşan rakamlar harcayarak Ukrayna’da Neonazileri eğitti, silahlandırdı.

Ve nihayet, NATO, Ukrayna içinde ciddi üsler organize etmeye başladı. Bu kadar uzun süre sabreden Rusya, ancak bu noktada devreye girdi ve askerî operasyonlar başlattı.

Bugün, bu çatışmanın, bu operasyonların başlaması bir ayı geçmiş iken, ortaya çıkan tablo, bize, bazı saptamalar yapma olanağını sunmaktadır. Belki bunların bir bölümü, “erken” olarak da ele alınabilir. Elbette biz, erken oldukları için bu saptamaları yapmıyoruz.

1

Kapitalist sistemin, özellikle 2008 yılında zirve yapan ve “finansal kriz” olarak adlandırılan krizinin derinleşerek sürdüğünü görebiliyoruz. Ukrayna meselesi bunun içindedir.

Kapitalist sistemin 2008’de zirve yapan krizi, derin bir krizin dışa vurumudur. Uzunca bir süredir neoliberalizm bayrağı ile tüm dünyayı yağmalayan, dünya işçi sınıfına karşı azgın saldırılar organize eden sermaye, bu neoliberal politikaları değiştireceğini ilan etmiştir. İş öyle boyutlara varmıştır ki, özelleştirme dalgaları ile sermayeye kaynak aktaran devletler, bu krizle birlikte, “batmasına göz yumulamayacak kadar büyük” düsturu ile “kamu” kaynaklarını bu devasa şirketlere aktardılar. Zaman zaman, “kamulaştırmanın” gerekliliği gibi sözler de ettiler. Oysa onların “kamucu” yaklaşımları, işçi sınıfının, komünistlerin özel mülkiyete son verme uygulamalarından, ak ve kara arasındaki fark kadar uzaktırlar.

2008 krizi, ki bugün hâlâ içindeyiz, öncekilerden farklı olarak, kapitalist sistemi, içinde emperyalistler arası paylaşım savaşımı koşullarında yakaladı. ABD, Almanya, İngiltere, Japonya ve Fransa başta olmak üzere, emperyalist güçler, SSCB’nin çözülmesinin ardından, dünyayı kendi aralarında yeniden paylaşmak için savaşa tutuştular.

Kriz ve paylaşım savaşımı bir arada seyretti. Bu durum, krizin etkilerini daha da artırdı.

Dahası, Çin ve Rusya’nın yükselişi de ortadadır. Çin ve Rusya, efendilerin sofrasında değildir. Ama sistemin içine dahil olmak için hareket ettiklerinde, sosyalist geçmişlerinden kalan sömürge bir ülke olmama durumunun avantajlarını kullanmaya başladılar. Bu durum, hem Çin ve Rusya’nın sömürgeleştirilmesini zorlaştırıyor hem de emperyalist güçlerin bazı sömürgelerinden kayıplara uğramalarına neden oluyor. Bu da krizi ağırlaştıran bir etkendir.

İşte bu koşullarda, hegemonyası çözülmeye başlamış olan ABD, diğer emperyalist güçleri kendi kontrolünde tutabilmek için, Rusya ve Çin’i düşman ilan etti. Böylece onlara, tüm krizi çözecek bir yol gösterdi: Rusya ve Çin’in sömürgeleştirilmesi, boyun eğdirilmesi. Bunu başarırlarsa, gerçekten de kapitalist dünya, bu derin krizi bir süreliğine aşacaktır. Elbette, her emperyalist güç payını alacak, ama aslan payı ABD’ye kalacaktır. Plan budur. Bu durum, ister gerçekleşsin ister gerçekleşmesin, buna evet diyen Batı dünyası, AB, ABD’nin denetimine yeniden girecektir. Bu da ABD’nin arka plandaki düşüncesidir.

Ukrayna oyunu, ABD’nin Rusya ve Çin’i alt etmesini sağlamadı ama, AB’nin, özellikle Almanya’nın ve Fransa’nın, ABD denetimine girmesine yol açtı.

İlk sonuç budur.

Ukrayna operasyonuna Rusya tepki verdi. Almanya, birkaç gün içinde ABD’ye teslim oldu. Rusya Ukrayna’ya girdi, ama ilk beyaz bayrak Almanya’dan kalktı, Almanya, F-35 almak için devasa bir bütçe ayırdı. ABD silah tekelleri, korkunç siparişler almaya başladı.

AB, özellikle de Almanya ve Fransa, yıllardır uğraştıkları ABD kontrolünden kurtulma, ABD üslerinden kurtulma vb. operasyonlarının tümünü, bir anda silip attılar. Örmeye çalıştıkları kendi güvenlik duvarlarını bir anda sıfırladılar, kendi elleri ile yıktılar.

ABD, hem Almanya ve Fransa’yı son derece sıkıştırdı hem de 30 NATO ülkesinde yeni üslerle, tüm AB’yi kuşatmayı başardı. Rusya’yı kuşatma siyaseti, AB’yi kuşatma ile sonuç verdi.

AB, buna bir tepki geliştirecek midir?

Elbette, ama bu konuda oldukça geri adım atmıştır. Almanya’da 82 üs vardır, bu oldukça önemli bir rakamdır. Pandemi ile başlayan süreç, Ukrayna süreci ile gelişmiş, ABD tüm Avrupa’yı üslerle donatmıştır. Bu arada Türkiye’de 52 üs olduğu söylenmektedir. 52 üs bulunan bir ülkenin “ulusalcıları”, Yunanistan’da bir ABD üssü kurulduğunda, bunun Türkiye’yi hedef aldığını söylemektedirler. Görmek isteyemeyen göz, en kör gözdür.

2

Ukrayna süreci, çatışmalı bir sürece dönüşünce, Rusya’nın “uğraştırılması” da başlamıştır. Rusya, her ne kadar büyük özenle sivillere zarar gelmesin diye uğraşsa da, NATO güçlerinin, ABD İngiltere ve Kanada tarafından eğitilen güçlerin bu konudaki planları sahada etkili olacaktır, olmaktadır da. Bu durum, oldukça yakın duygulara sahip olan iki halkın, ortak geçmişleri olan iki ülkenin arasına kanın girmesine engel olamamaktadır.

Rusya ve Çin, özenle savaştan kaçınmaktadır. Ama, egemenliğini kaybetmeye başlamış bir emperyalist güç, bu işi savaşa evriltmek zorundadır. İşleyen süreç bunu göstermektedir.

Şimdi Rusya, ciddi bir biçimde enerjisini, Ukrayna üzerine harcamak zorundadır.

ABD, ısrarla Rusya ile doğrudan savaşa girmeyeceğini söylemektedir. Nasıl olsa kendisi adına savaşacak çok sayıda güç elinin altındadır. Hiçbir hukuk, hiçbir kural tanımadıkları için bu konuda elleri serbesttir.

ABD, bu sürecin daha da uzamasını istemektedir. Bu süreç ne kadar uzarsa, ABD açısından, o kadar avantajlı görünmektedir.

Gel gör ki, bu o kadar kesin değildir. Sürecin uzaması bugün ABD çıkarına gibi görünse de, öyle olmayabilir. Buna dair epeyce işaret vardır.

3

Batı’nın medya gücü, tam anlamı ile çürümüş, tekelci ilişkiler ağının yansımasıdır. Karanlık üretmektedirler ve bu konuda ne denli usta olduklarını, bugün bir kere daha göstermişlerdir. Anlı şanlı, üzerine toz kondurulmayan Batı değerleri, Batı demokrasisi, tüm bu süreçte kendini açık savaş dişlileri şeklinde ortaya koymaya başlamıştır.

Rus düşmanlığı, kara propaganda, öyle trajikomik bir süreç değildir sadece. Evet trajikomiktir, ama Batı değerleri ve Batı demokrasisine iman edenler için bir trajik-komedidir.

Ama gerçekte bu süreç, tüm NATO üyesi ülkelerde, devletin tüm Neonazi özelliklerinin, tüm dişlilerinin ortaya çıkması sürecidir. Tekelci polis devleti, faşizmin tüm dişlilerinin kadife örtüler altında yeniden örgütlenmesidir. Bugün bu kadife örtüler kalkmaktadır. Demokrasinin beşiği diye yutturulan İngiltere’de, Ukrayna için gönüllüler aranması, sunulduğu gibi, İngiltere’nin Neonazilerden kurtulma operasyonu değildir. İngiltere, tersine, tüm devlet çarkı içindeki Nazi artığı mekanizmalarını devreye sokmakta, bunlar artık kadife örtülerini sıyırıp atmaktadır. Bu sadece İngiltere’ye ait bir süreç de değildir. Tüm NATO üyesi ülkelerde bu süreç işlemektedir. Irkçılık değildir sadece. Irkçılık bunun sokağa yansıyan bölümüdür. Ama aynı zamanda emperyalist saldırganlığın, çürümüş tekelci egemenliğin saldırganlığının göstergesidir bu süreç.

Kutsal ilan ettikleri “özel mülkiyet” konusunda da yeni bir hamle yapmaktadırlar. Eğer özel mülkiyet, istediği kadar büyük olsun, kendi “kutsal” sömürgecilik çıkarlarına uygun olarak kullanılmıyorsa, o özel mülkiyete el koymakta tereddüt etmeyeceklerini de göstermektedirler. Böylece, tüm zengin sınıfın, tek vücut olmasının da yolu açılmaktadır. İngiltere’nin, ABD’nin politikalarını desteklemeyen hiçbir tekel, kendi özel mülkiyet haklarını da koruyamayacaktır. Böylece, tüm tekellerin bir sınıf olarak hareket etmesinin yolları döşenmek istenmektedir.

Emperyalist saldırganlık, ABD ve NATO mekanizmaları ile ortaya konmaktadır. İngiltere bu konuda oldukça aktif bir rol üstlenmiş durumdadır. AB, sürece teslim olmuş ve desteklemektedir. Tüm AB ülkelerinde NATO mekanizması, devreye sokulmuştur. NATO mekanizması ile iç içe geçmiş bu iç savaş örgütleri, devletin gerçek yüzünü göstermeye hazır pozisyon almaktadır.

Dışarıda sürdürülen savaş, içeride de bir iç savaştır.

Bu nedenle, tüm Batı dünyası, iç savaş mekanizmalarını ayağa kaldırmış durumdadır. Tekelci polis devletinin tüm dişlilerinin üzerindeki kadife örtüler bir bir atılmaktadır.

4

ABD, İngiltere NATO mekanizmaları ile, Ukrayna sürecini Rusya’yı oyalamak, Çin’i sıkıştırmak için kullanmaktadır.

Rusya’ya karşı başlatılan büyük “yaptırım” kampanyası, Rusya’yı diz çöktürmeyi hedeflemektedir. ABD, Rusya’nın tutumunun AB’yi daha çok kendi kontrolüne girmeye zorlayacağı fikrindedir. Gelişmeler, şimdilik bunu doğrular gibidir.

Ama bu yaptırımların, Çin ve Rusya tarafından karşı atakla karşılanması durumu da vardır. Sürecin uzaması, acaba, en çok Rusya’yı ve Çin’i mi zorlayacaktır, yoksa AB’yi mi daha fazla zorlayacaktır? Bu sorunun yanıtı henüz açık değildir.

Rusya, petrol ve gaz alışverişinde ruble ile ödeme şartını devreye sokmuştur. Bu durum, gelişme eğilimi ortaya koyabilir. Örneğin Suudi Arabistan, petrolünü dolar cinsinden fiyatlamaktan vazgeçebilir. Ama bu olsun olmasın, Batı’nın ambargoları, Çin ve Rusya’yı başka arayışlara itmektedir. Bu ABD için daha iyi bir sonuca mı gebedir?

Batı’nın efendileri, “the great reset” adı altında, yeni bir dünya ticaret, siyaset ve askerî sistemi kurma peşindedirler. Zira, İkinci Dünya Savaşı sonucunda oluşmuş olan, Brettonwoods sistemi, doların altına diğer paraların dolara endekslendiği sistemi, çoktan çökmüştür. Dünya Bankası, IMF, NATO gibi mekanizmalar, bu sistemin uzantıları idi. Bu sistem, bugün, ABD baskısı ile ve savaş tehdidi ile devam ettirilmektedir. Ama bu sistemin yürümediği, yürümeyeceği sistemin efendileri tarafından da kabul edilmektedir. Bu nedenle kendileri “the great reset”, büyük sıfırlama, tezini ortaya atmışlardır.

Ukrayna süreci, yaptırımlar, durumu daha farklı noktaya getirmiştir.

Yaptırımlar, acaba, dönüp Batı’yı vurmaya başlamış mıdır? Enerji fiyatlarının yükselmesi, Batı ekonomileri için kolay bir durum mudur? Dahası, Rus pazarına mal satmayacak Batılı tekeller, bu durumdan çok mu mutlu olacaklardır? Kaldı ki, Rusya’nın çelik ithalatını, alüminyum ithalatını kesmesi hâlinde neler oluşacaktır?

Rusya MB’sinin 150 milyar dolara yakın varlığını bloke eden Batı, euro ve doların rezerv para olarak kalmasını sağlamakta büyük yara alıyor olabilir mi? ABD, özel bir güç oluşturmuştur ve bu güç, “görev gücü”, düşman ilan ettiklerinin kişisel veya kurumsal varlıklarını tespit edip, tüm NATO ülkelerinde dondurmak için iş yapmaktadır. Bunun sonuçları, Batı ekonomileri için acaba nasıl bir sonuca gebedir?

Rusya ve Çin, yeni bir finansal ve ticari sistem oluşturmak için kolları sıvamıştır bile. Bu durumda, alternatif bir uluslararası sistem mi oluşmaktadır? Bu durum “the great reset” çalışmaları için nasıl sonuçlar verecektir?

5

Tam bu noktada, AB içinde gelişecek tepkiler, farklı süreçlere gebe olabilir. Böylesi bir tepki, ABD’ye karşı bir tepki olarak ortaya çıkacaktır. Bu durumda önemli sonuçlardan biri, AB’nin, Rusya ve Çin ekseni ile daha sağlıklı ve düzeyli ekonomik ilişkiler geliştirmesi isteği olur.

Ama bu istek, birçok siyasal ve askerî etkiye yol açar.

En kritik olanı, NATO’nun dağılması olacaktır.

Zaten, varlığı tartışmalı olan bir kurum hâline gelmiştir NATO.

Dün, Sovyetlere, sosyalist sisteme karşı bir askerî güç olarak örgütlenmiş olan NATO, SSCB’nin çözülmesi Varşova Paktı’nın dağılmasından sonra, kendine “uyduruk” amaçlar yaratmaktadır. Biden ile, NATO Çin’i ve Rusya’yı düşman ilan etti.

NATO, SSCB var iken, 16 ülkenin içinde yer aldığı, anti-komünist, savaş örgütü idi. Kontrolü ABD’de idi. SSCB çözüldükten sonra, Varşova Paktı dağıldıktan sonra, Demokratik Almanya diye bir ülke ortadan kalktıktan sonra, NATO, ilk iş olarak Yugoslavya’yı paylaştı. Ardından, bugün 30 ülkeyi içine alan bir savaş örgütüne dönüştü. Sorun, bu savaş örgütünün kime karşı olduğu idi. NATO, şimdi kendine bir düşman bulmuş gibidir. Uluslararası terörizme karşı savaş, gerçek anlamda bir komedi idi. Oysa bugün, Rusya ve Çin’e karşı savaş, NATO için önemli bir birleştirici olacak mıdır?

Gelişmeler, NATO’nun artan başarısızlıkları durumunda dağılma ihtimalinin bir hayli arttığını göstermektedir. Belki bu “erken” bir saptama olarak ele alınabilir. Ama Ukrayna süreci, aslında askerî açıdan, NATO’nun işlevsizliğini de ortaya koymuş durumdadır. Hırvatistan NATO’dan ayrılabileceğini dillendirmiş, Türkiye uçuşa yasak alanlar içine girmemiştir.

ABD, bu nedenlerle, büyük bir telâşla, sürekli AB ülkelerine, Avrupa’nın her noktasına askerî üsler kurmaktadır. Bu telâş, aslında NATO’yu ayakta tutma telâşıdır da. Fransa ve Almanya, yeniden ABD denetimine girmekle neler kaybettiğinin bilincindedir. Başkası mümkün değildir. AB’nin NATO’yu ABD’den devralma hayalleri suya düşmüştür. Bu Ukrayna süreci öncesinde de ortaya çıkmıştı. Bu nedenle, AB ordusu kurma planları devreye sokulmuştur. Şimdi, bu AB ordusu hayalleri de ertelenecektir. Almanya’nın ABD’ye F-35’ler için ödeyeceği milyar eurolar, acaba yarın nasıl etkilere yol açacaktır?

İhtimal dahilindedir ki, Ukrayna sürecinin sonucunda, AB, NATO meselesini daha fazla ve daha ciddi sorgulamaya başlayacaktır.

6

Rusya ve Çin, eski sosyalist geçmişleri ile bağımsız büyük güçler olarak ortadırlar. Sistemin kendi kuralları ile, sistemi sarsacak bir konum elde etmiş bulunuyorlar.

Sistem, bu iki ülkeye, sömürge olmayı dayatmaktadır. Bu, sistemin genel krizi açısından çok büyük önemdedir. Bu iki ülkeyi sömürgeleştirmek demek, kapitalist sistemin bu krizi aşması da demektir.

Rusya ve Çin, dün, kapitalist sistem tarafından, sosyalist oldukları ve sistemin tehdidi oldukları için kabul görmüyorlardı. Her ikisi de kapitalist yolu seçti. Belki de sandılar ki, bu yolla sistem tarafından tehdit olarak görülmeyecekler ve sistemin önemli aktörleri olacaklar. Ama eğer bunu düşünmüş iseler, bugün, bunun olmayacağını görmüş olmalıdırlar.

Bugün, hem Çin için hem de Rusya için, kurtulmak istedikleri sosyalist geçmişlerinin kendilerine sunduğu avantajı görme dönemi başlayacaktır. Bu durumu bizden çok önce görmüş olmaları da mümkündür.

Rusya ve Çin, kendi sosyalist geçmişlerini diriltme gücüne sahip olamazlar. Kapitalistleşme süreci, emperyalizm çağında, tekeller çağında, bürokratik kararlarla geri çevrilemez. Bunun için, devrimci bir dönüşüm gereklidir.

Emperyalist dünyanın içinde bulunduğu kriz, içinde yer aldıkları yeni paylaşım savaşımı, bu iki gücü de kendilerini savunmak konusunda sert tedbirlere itse de, kapitalistleşme süreci büyük bir altüst oluş yok ise devam edecektir.

Bu hâlleri ile bile, bu iki ülke, kapitalist dünyanın krizini daha da artırıcı bir rol üstlenmektedirler.

Ama görünen o ki, dünya bir sosyalist devrimle sarsılmadan, yeni bir sosyalist devrimler dalgası ortaya çıkmadan, savaşın önlenmesi mümkün değildir. Zaten, bugün, bu savaş, farklı biçimler altında, sürekli tırmanmaktadır.

Alternatif ticaret ve finans sistemleri geliştirilse bile, bu kapitalist sistem içinde olacaktır. Sadece verili sistemin, Batı tarafından organize edilmiş olan sistemin dışında bir alternatif olacaktır. Bu durum, elbette uluslararası tekelleri zorlar, bunalımı daha da derinleştirir.

Dünyanın ağırlık merkezinin daha çok Asya’ya kaymakta oluşu, savaşı ortadan kaldırmaz. Tersine, daha da artıracaktır. Rusya ve Çin ittifakı, Hindistan vb. ülkeleri de içine alarak gelişir ve alternatif bir dünya sistemine dönüşürse, elbette ABD ve AB bu süreçten çok etkilenecektir. Ama bu durum, dünya kapitalist ekonomisinin yıkılması demek değildir.

7

Tam da bu nedenle, dünya devrimi, dünyanın yeni bir sosyalist devrim dalgasına girmesi, hem gerekli hem de olanaklıdır.

Bugün, kapitalist sistemin geçirmekte olduğu sarsıntılar, derinleşen ekonomik ve siyasal kriz, dünyanın her yerinde, işçi sınıfının üzerinde artan baskı ve sömürü, bir karşı tepkiyi de ortaya çıkarmaktadır. İşçi ve emekçiler, oldukça ağır da olsa bir diriliş sürecine girmişlerdir.

Dünyadaki işçi eylemlerinin örgütlülüğünün zayıf olması, apayrı bir konudur. Başkası mümkün değildir. Elbette işçi sınıfı, kendini önce kendiliğinden eylemlerle ortaya koyacaktır. Buraya bakarak, gelişmekte olan süreci “örgütsüzlük” ile tanımlamak eksik olur. Elbette örgütsüzlük önemli bir sorundur, ama bu gelecek değil, dün ve bugündür. Ve dün ve bugüne gelecek perspektifinden bakınca, direnişin geliştirilmesi görevini görmek, net olarak görmek olanaklı olacaktır.

Yoksa, her Marksist için devrim, mutlaka ve mutlaka, er ya da geç gerçekleşecektir. Ama biz bundan söz etmiyoruz. Biz, bugün, dünya işçi hareketinin ayağa kaldırılması sürecinden söz ediyoruz.

Dünyanın birçok bölgesinde nesnel olarak devrim olgunlaşmaktadır. Ama öznel güçler son derece yetersizdir. Bu öznel yetersizlikler, zaman ister. Evet. Ama bazan zaman, bir yıla bir asrı sığdırır. Hareketin gelişimine böyle bakmak gereklidir.

Dünya, bir sosyalist devrime ihtiyaç duymaktadır. Sadece dünyanın bozulan ekolojik dengesinin bile, devrimi acil bir ihtiyaç hâline getirdiği açıktır.

Kriz ve paylaşım savaşımı birlikte ele alındığında, bunlara Rusya ve Çin’in sömürge olmayı kabul etmeyişleri eklendiğinde, önümüzde önceden öngörülmeyecek fırtınaların var olduğunu kestirmek zor olmasa gerektir.

Dünyanın birçok yerinde nesnel olarak olgunlaşmakta olan devrim, bir yerden, bir parçadan zafere ulaştığında, bu devrimin yayılma hızı, önceki süreçlerle karşılaştırılamayacak kadar güçlü bir potansiyele sahiptir. Bu nedenle, her ülkedeki devrimcilerin tetikte olması, tüm enerjileri ile devrime hazırlanması gerekliliktir.

Tüm bu savaşlara, tüm bu kapitalist yağmaya, insanın insan tarafından sömürülmesine son verecek bir sosyalist devrimler dalgası, önümüzdedir.

İnsanlığın kurtuluşu buradadır.

İnsanlığın kurtuluşu, işçi sınıfının zaferine, sosyalist devrime bağlıdır.

Elbette, bu devrimci, birleşik, güçlü örgütlülüğe dayalı bir işçi hareketi demektir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here