Rekabet böler, eylem birleştirir!

Yeni yıl, 2022, büyük çaplı zamlarla başladı. Büyük çaplı zamlar, asgarî ücret artışını, bir anda geri aldı.

Ve elbette bu durum, çok farklı tartışmalara da yol açtı.

Derler ki, bir görüşü desteklemek için, herhangi bir görüşü desteklemek için, yeterince veri bulunabilir. Bu nedenle, nereden baktığınız çok önemlidir. Diyelim ki, “dünya düzdür” diyenler, hâlâ bunu söyleyenler var, bunun için tüm ovaları kanıt olarak gösterebilirler. Ayakkabı kutularının içindeki paraları evinde saklayan, milyonlarca euro ve doları evinde tutan bankacı, tuhaf açıklamalar yapmıştı ve inananı epeyce oldu. Mesela Türk Yargısı, buna “tam cephe” inandı. Mesela oylar çalındı, sandıklardan oylar çöp kutularından çıktı ve buna da bir açıklama getirenler olmuştur. Mesela Şevki Yılmaz, yansıyan video kaydında, 700 ton altını satın, savın, ama seçimi kazanın demektedir. Aslında, kamuya ait, devlete ait altınlardan söz ediyor. Bunları satarak, seçimi kazanın, iktidarı bırakmayın, diyor. Bu görüntülere bakarak, bu çıplak gerçeği bambaşka şekilde yorumlayıp açıklamalar getirenler olabilmektedir. Erdoğan, kulaklarımızla duyduğumuz sesi ile Bilal’e, “sıfırla sıfırla” demekteydi. Bu açık olarak duyulduğu hâlde, “aslında bu çalınan paralar, İslam için kullanılacaktır”, “peygamber de %10 alırdı” gibi açıklamalar ile tersine kanıtlar sunanlar olmuştur ve bunlara inanmak isteyenler de. Bu nedenle, esas olan nereden baktığındır, bakış açısıdır.

Bugün, olup biten “sıradan” olaylara da böyle bakmak önem kazanmış gibidir.

Bugün, ekonomik alanda olup bitene, çok ama çok farklı açıklamalar var ve bunların bir bölümü, en azından kafa karıştırmaya yetmektedir.

İlki şudur: Asgarî ücret, %50 artırıldı.

Gerçekten de öyledir. Eskisi ile yenisi oranlanırsa %50 artış görünmektedir.

Ama bununla birlikte iki şey daha oldu.

– Bir, çok ciddi bir zam yağmuru devreye girdi. Mesela elektrik %52 ile %130 arasında zam gördü. Doğalgaz öyle, benzin ha keza.

– İki, asgarî ücretteki artışın bir bölümü, gerçekte asgarî ücretin vergi dışı tutulmasından kaynaklıdır. Asgarî ücretin vergi dışı tutulması, %50 artmasından daha önemlidir. Ama asgarî ücret vergi dışı kalınca, devlet, hemen, tüm vergileri hızla artırdı. Dün, bir işçi, eğer eline bordosunu alıyorsa, maaş bordosunda ne kadar vergi verdiğini görürdü. Şimdi, bu vergiler, KDV, ÖTV, harç vb. adlarla dolaylı vergiler hâline geldiler ve faturalara yansımaktadırlar.

Sonuçta, asgarî ücret ile eline daha fazla para, 1425 TL daha fazla para geçecek olan işçi ve emekçi, şimdi bunu fazlasıyla geri verdi bile. Elektrik, doğalgaz faturalarından, telefon, su faturalarından, dolaylı vergilerden, sigara ve alkol ÖTV’lerinden vb. daha fazlasını kaybetmiştir. Bu yolla devlet, kaybettiği vergi gelirlerini denkleştirmiştir bile.

Demek ki, işçi cephesinde;

1- Asgarî ücret %50 artırılmış, ama bu artış, birkaç günde, daha asgarî ücret işçilerin eline geçmeden yok olmuştur.

2- Asgarî ücret vergi dışı bırakılmış, ama işçilerin üzerine dolaylı vergiler bindirilerek, bu para geri çıkarılmıştır.

Ve şimdi, ortada bir gerçek daha var.

Enflasyon gerçeği.

Asgarî ücretin ne kadar artması gerektiği konusunda minimum oran enflasyona bakarak bulunur. Enflasyon, TÜİK verilerine göre %36,08 olarak açıklanmıştır. Biz Kaldıraç’ta yazıyoruz, bu rakamı 3 ile çarpın diye. Demek %108,24’tür.

Ciddi bir emek vererek, önemli bir iş yapmakta olan ENAG içindeki emektar hocalar, %82 bulmuşlardır. Bakın biz, kısa hesap yolunu gösteriyoruz. Eskiden, bu ülkenin egemenleri, enflasyon rakamını saklarken, küsuratlı işlemler yaparlardı, 2,15 ile çarpın, 1,98 ile çarpın şeklinde. Öyle ya, mesela TÜSİAD, gerçek anlamda enflasyonu bilmez mi? Bilir. Saray Rejimi, öyle ince hesaplara girmiyor. Belki de Allah’ın hakkı üçtür sözüne (her ne demekse Allah’ın hakkı neden üçtür, sanki sonsuz gibidir) uygun olarak, bölen veya çarpan olarak 3 rakamını kullanmaktadırlar.

Şimdi bu enflasyon, önümüzdeki günlerde tam olarak kendini ortaya koyacaktır. Bu durumda, %50 asgarî ücret artışı ne anlama geliyor? Gerçekte fakirleşmedir bu.

Hem enflasyon, gerçek anlamda, yoksuldan alıp, zengine aktarmanın bir aracıdır da. Ülkenin egemenleri, kârlarına ancak bu yolla kâr katmaktadırlar.

Rant, yağma ve savaş ekonomisine son derece uygundur.

Demek oluyor ki, yeni asgarî ücret bir yoksullaşmadır.

Ama bu arada ortaya çıkan bir tartışma var. İşçiler, kendi aralarında şunları tartışmaktadırlar.

– Asgarî ücret arttı. Bu durumda, beni işten atarlar ve yerime, Suriyeli, Afgan vb. alırlar. Bu durumda ben, asgarî ücretin altında bir ücrete, sigortasız, kayıt dışı çalışayım.

Bu aslında, son derece hatalı bir düşünüş tarzıdır. İşçi kendini bir “satılık işgücü” olarak gördüğü ve bununla yetindiği zaman, kaybetmeye mahkûmdur.

Bu düşüncenin nedeni, gerçek anlamda, örgütsüzlüktür. Her işçi, kendini en aza mahkûm ederek yaşama yolu aramaktadır. Yoksullaşma, işçileri daha düşük ücrete razı olarak çalışma ile karşı karşıya bırakmaktadır.

Öte yandan, 1000 TL ücrete çalışmaya hazır Afganlı, Suriyeli göçmen işçilerin varlığı da bir gerçektir.

İşte bu gerçeğe farklı açıdan bakmaktan söz ediyoruz.

İşçi eğer örgütlü ise, bir işyerinde, 10 kişi bile çalışıyorsa onlar, hep birlikte hareket etmeyi başarabiliyorlarsa, işte o zaman, bu sorunu aşmaları mümkün olacaktır. Bu gerçek, daha düşük ücrete razı olma hâli ve kayıtsız-sigortasız çalışmayı kabul etme hâli, aslında örgütlü olunduğunda değişmektedir. Yani bu durum, örgütsüz ve sadece kendini düşünmekle yetinen işçilerin gerçeğidir. Örgütlü işçi, bunu aşmanın yolunu bulacaktır.

2020’de, yine durum böyle idi ve daha az ücrete razı olduk.

2021’de aynısı oldu.

Şimdi 2022’ye girdik ve daha verdikleri zam elimize geçmeden bunu aldılar. Demek, örgütlenmezsek, bu durumu değiştiremeyiz. İşte gerçek budur.

Örgütlenme yoksa, işçiler arasında rekabet var demektir.

İşçiler, işi almak, işini korumak için, daha düşük ücrete razı olmak zorunda kalacaklardır. Suriyeli veya Afgan işçileri kendi düşmanları olarak göreceklerdir. Oysa, Suriyeli ve Afgan olmamış olsa, bu kez daha çok sayıda işçi daha az ücrete, sigortasız çalışmaktan geri durmayacaktır.

İşsizlik ne kadar büyük ise, işçiler o kadar düşük ücrete çalışmaya, kapitalistin isteklerine boyun eğmeye, daha uzun çalışmaya, güvencesiz çalışmaya, ölüme gider gibi işe gitmeye razı olacaklardır.

Çünkü, işçiler arasında rekabet vardır.

Devlet, işçiler arasında rekabeti körüklemek için, işçilerin örgütsüz olmasını ister. Bu örgütsüzlük ne kadar yaygın ise, işçiler arasında rekabet de o kadar yaygın olacaktır.

“Rekabet böler, eylem birleştirir” sözü tam da bu durumu anlatan bir slogandır. Biz işçilerin asla unutmaması gereken bir slogandır.

İkinci düşünce biçimi şudur: Ben 2021’de, asgarî ücretten daha fazla alıyordum. Mesela asgarî ücret 2824 TL iken, ben 3100 TL alıyordum. Asgarî geçim indirimi ile birlikte, elime, 3218 TL geçiyordu. Şimdi, patron, asgarî ücret 4250 TL oldu diye, benim ücretimi de asgarî ücret ile aynı düzeyde tutuyor. Oysa ben, daha iyi çalışıyorum, daha eski bir çalışanım vb.

Bu düşünce de gerçeğin bir bölümünü göstermektedir. Gerçekten de durum böyledir. Ama bizim kızmamız gereken şey, asgarî ücretin artmış olması değildir. Asgarî ücret alan emekçinin durumunun, benim durumumdan daha iyi olması, aslında benim o işçiye karşı çıkmamın nedeni olamaz. “Ben onunla aynı ücreti mi alacağım” sorusu, ilk akla gelen sorudur. Ve sonuçta, 100 TL açıktan, elden ödeme alarak susmaya neden olacak bir sorudur. Doğrusu, bu da işçiler arasındaki rekabetin yansımasıdır. Oysa örgütlü bir işyerinde, işçiler örgütlü ise, durum daha farklı olacaktır.

Diyelim ki, asgarî ücret 3000 TL olsun ve senin maaşın, 3500 TL olsun, kendini daha mı iyi hissedeceksin? Sorun, asgarî ücretin artması değildir, sorun, senin bir başka işçi ile aynı maaşı alman değildir. Sorun, senin fakirleşmen, senin gibi tüm çalışanların yoksullaşmasıdır. Sorun, senden alınanın zenginlerin kasasına gitmek üzere devlete aktarılmasıdır. Sorun, senin örgütsüzlüğündür.

Bizim önerimiz açıktır: Sağlık, eğitim, elektrik, su, doğalgaz vb. kamulaştırılmalıdır ve ücretsiz olmalıdır. Bu, işçi ve emekçilerin açıktan savunması gereken bir taleptir. Bunu gerçekleştirmek, aslında, dünyaya, çevremize daha farklı bakmamızı da sağlayacaktır.

Bir işçi, sadece kendi alacağı ücrete göre davranamaz. İşçiler, işçi sınıfının bir parçası olarak davranmayı öğrendiklerinde, gerçekten bir güç olabilirler ve “bana ne verdiler” demek yerine, “ne alabildik” demeyi öğrenirler.

Hak verilmez, alınır.

Size bir “hak” bahşedenler, bilmelisiniz ki, aslında sizden bunu kat be kat çıkartabilmektedirler. Bu nedenle, size kimse, devlet ya da patron, bir hak bahşetmez. Siz, hakkınızı mücadele ile, söke söke alırsınız. Çünkü siz işçisiniz. Yaşamı üreten sizsiniz. Yaşamı üreten olarak, patronlara, devlete ait olan her şey, ama her şey, sizin emeğinizin ürünüdür. Siz, bunların tümünü geri almayı hedeflemelisiniz. Herkese eşit olarak dağıtılmak üzere, her şeyi kamulaştırmayı savunmalısınız. Fabrikalarda sizi sömürenler, size iş cinayetlerini dayatanlar, sizin kanınızı emenler, size asla ve asla bir şey vermezler.

Asgarî ücreti artırdılar, çünkü, yoksa isyan etmenizden, sokaklara taşmanızdan, onların iktidarına son vermenizden korkuyorlar.

Bir elle verdiler ve öbür yandan, avuç avuç aldılar. Daha işçiler asgarî ücreti ellerine almadan, fazlasını ödemeye başladılar ve daha Ocak ayında durum böyledir.

* * *

Saray Rejimi, asgarî ücret artışını “oy alabilmek için” yapmadı. Asgarî ücretin artmış olmasının yanılsaması olsa olsa birkaç ay sürer. Daha fazlası mümkün değildir.

Saray Rejimi, emeklilerin maaşlarını, memurların maaşlarını, asgarî ücret gibi artırmadı.

Türkiye’de bugün, en düşük emekli maaşının 2500 TL olacağını söylüyorlar. Emekliye ve memura %25-30 arası zam yapmakla yetindiler. Eğer dertleri sadece seçim, sadece “oy almak” olsa idi, bu zamları da %50 yaparlardı. Üstelik akla gelmez hilelere başvurarak bunu yaptılar. TÜİK, enflasyonu zaten düşük açıklıyor. Daha da düşük olması için, zamları 31 Aralık gece yarısında, 00.00’da yaptılar.

Hilekârların, hırsızların kendilerine has bir zekâsı var. Hırsız, sizin cebinizden o kadar ustalıkla çalıyor ki, bir yandan verdim dediğini, hokus pokus, öbür yandan fazlası ile geri alıyor.

Asgarî ücret 4250 TL iken, emekli maaşlarını 2500 TL yaptık diyebilmektedirler.

Bunu diyorlar, çünkü;

– Emekliler, hayatı durdurma, grev silahına sahip değildirler.

– Memur sendikaları devletin denetiminin oldukça güçlü olduğu alanlardan biridir ve onların da “grev” yapma hakları yoktur. Buna güveniyorlar.

Yani, örgütsüzlüğe, grev silahı olmamasına güveniyorlar.

Biliyoruz ki, grev hakkı, bizzat kullanılarak alınır. Grevi örgütlersin, ardından yasası gelir. Memur sendikaları da böyle kurulmuştur. Memurların sendika hakkı yoktu. Ama memurlar bunun için mücadele ettiler ve haklarını kazandılar. Şimdi, aynı görev grev hakkı için, memurların önlerinde durmaktadır. Memurlar, greve çıkarak haklarını alabilirler.

“Benim memurum işini bilir” hesabı ile, rüşvet alarak, başka bir emekçiyi soyarak, yaşam koşullarını iyileştirmek, tıpkı grev hakkı gibi yasal değildir. Sadece meşrudur. Her memur, fırsatını bulduğunda, kime gücü yetiyorsa ondan rüşvetini alır. Bunu en çok ve en rahat polisler yapar, gümrük çalışanları yapar vb. Rüşvet ile gelirini artıranlara devlet her zaman göz yumar. Çünkü bu yolla, hem o rüşvetin büyük bölümünü üste doğru paylaşırlar hem de rüşvet ile yozlaşmış memur-emekçi, grev ve direniş gibi seçeneklerden tümden kopar.

Rüşvet sistemi, çalışanlar arasındaki rekabetin bir başka biçimidir de. Hem yozlaştırıcıdır hem de işçi ve emekçilerin birliğini yok edicidir. Rekabet böler.

Bir memur, şöyle yakınmaktadır. “Ben 1900 TL alıyordum. Komşum ise 1623 TL alıyordu. Şimdi, ikimiz de 2500 TL alacağız, bu bana haksızlık.” Bu, doğru düşünme tarzı değildir.

Sen, 1600 TL alan ile aranda 300 TL fark olduğu döneme mi daha iyi diyorsun?

Oysa gerçek, başka bir açıdan bakılınca, çok farklıdır.

Senin karşı çıkman gereken şey senin fakirleşmendir. Elektrik, su, doğalgaz, telefon, sağlık vb. harcamalar için, 2500 TL’nin de yetmeyeceği ortadadır. Bu durumda, diğer kişi, yine senden 300 TL az alsa, mesela 2200 TL alsa, sen “şükür” mü diyeceksin?

Savunman gereken ilk şey, senin, yıllarca çalışmış bir insan olarak, maaşının, aylığının insanca yaşamaya yetecek kadar olması olmalıdır. Sen, sağlığı ücretsiz istemelisin, sen eğitimi ücretsiz istemelisin, sen ulaşımı ücretsiz istemelisin, sen doğalgazı ücretsiz istemelisin, sen elektriği ücretsiz istemelisin, suyu ücretsiz istemelisin. Tüm bu alanların kamulaştırılmasını istemelisin.

Dün doldurduğun file, 200 TL tutarken, bugün 450 TL tutmaktadır. Sen, bunun nedenini sormalısın.

Bana 2500 veriyorsun, benden az alana da 2500 TL veriyorsun, oldukça bencil, oldukça korkakça düşünme biçimidir.

Tüm bu süreçte, sen kendini bir başka emekçi ile rakip görmemelisin.

Sen hayatı üreten işçi sınıfının bir parçasısın.

Fabrikalarda kanı emilen işçilerin bir parçasısın.

Her gün işe giderken ölüme gider gibi evi ile helalleşen işçilerin kardeşisin.

Her gün yoksullaşan, yoksullaştığı için intihar eden işçi senin kardeşindir.

Sen, işsiz gezen, iş bulamayan, açlığa mahkûm olan emekçilerin bir parçasısın.

Sen, sokaktan atık toplayan, fabrikada makina başında hasta hasta çalıştırılan, maden ocaklarında yerin yedi kat dibinde kazma sallayan, kafelerde sigortasız çalışan, maaşını alamadan inşaatlarda çalışan işçilerin kardeşisin. Bu işçi sınıfının bir üyesisin.

İşçi olmak, utanılacak bir şey değildir.

Yoksul olmak, aç kalmak, senin suçun değildir.

Senin suçun, örgütsüz olmandır.

Senin suçun, bu dünyada kendini yalnız hissetmendir.

Senin suçun, işçi sınıfının bir parçası olduğunu bilince çıkarmamandır.

Senin suçun, örgütlü bir direnişle hakkını aramaktan vazgeçmiş olmandır.

Senin suçun, burjuva politikacıların kuyruğuna takılmandır.

Senin suçun, dünyayı istemek yerine, zenginlerin sofrasından kalan kırıntılarla yetinmeyi alışkanlık hâline getirmendir.

Senin suçun, uyku hâlinde yaşamandır.

Senin suçun, direnen emekçilere katılmamandır.

Senin suçun, devrimci harekete katılmak için tereddüt duymandır.

Senin eksikliğin, iktidarın senin ellerinin üzerinde durduğunu, onların cennetlerinin senin cehennemin sayesinde gerçekleştiğini görmemendir.

Senin eksiğin, isyan etmemektir.

Senin eksiğin, örgütlenmemektir.

Senin eksiğin, kurtuluşu, başkalarından gelecek nimetlerde aramandır.

Senin kanını emenler, seni sömürenler, seni aşağılayanlar, seni ölümle ve açlıkla sınayanlar, sana asla dünya nimetlerini vermezler. Ki, onların sofrasındaki, onların kasalarındaki her şeyi üreten sensin. O nimetleri, zaten onlar senden zorla, baskı ile, uyutma ile, yalan ile, hile ile, hırsızlıkla aldılar. Onları geri almak için, mertçe, yiğitçe, açık bir savaşa, mücadeleye gerek vardır. Bunu içten içe her işçi bilmektedir. Sen de biliyorsun. Öyle ise, senin eksiğin, bildiğin doğrultuda mücadeleye atılmamaktır.

Egemenler, biz işçileri, emekçileri böldükleri, örgütsüz tutabildikleri için, kendi cennetlerini, kendi iktidarlarını sürdürebilmektedirler.

Rekabet, işçi sınıfının içinde, emekçilerin içinde olmamalıdır, sökülüp atılması gereken bir urdur.

Rekabet, böler, eylem birleştirir!

İşçi sınıfı, örgütlü değil ise, devrimci değil ise hiçbir şeydir.

Sana “hiçbir şey” olduğunu kabul ettiren, onların iktidarıdır.

İşçi sınıfı örgütlü ise, devrimci ise her şeydir.

Her şey olmak için, ayağa dikilmek, onurluca mücadele etmek gerekir.

Her işçinin, her işsizin, her emekçinin, her memurun, her çalışanın yeri, Birleşik Emek Cephesi’dir.

Evet bu zordur. Mücadele etmek, hakların için sokaklara dökülmek, örgütlenmek zordur. Ama tek onurlu yoldur. Aşağılanmayı kırmanın tek yolu budur.

Buna yaşamak denmez. Bu yaşamak değil, her gün, an be an ölmektir, aşağılanmaktır, dilenci konumuna düşmektir.

Yaşama hakkını elinden alan, kapitalist sistemin kendisidir, kapitalistlerdir, onların devletidir, onların iktidarıdır.

Buna son vermek için onurlu mücadele dışında yol yoktur.

Gerçek açık ve çıplak olarak böyledir.

Rekabet böler, eylem birleştirir!

Eylem, öğrenmenin, yaşam ile barışmanın, aşağılanmayı kırmanın, zincirlerini parçalamanın, dilenci konumundan çıkmanın, hakkını almanın tek yoludur.

Rekabet böler, eylem birleştirir!

Eylem, işçilerin, emekçilerin bir sınıf olduğunu anlamanın da tek yoludur.

Kardeşlik, ucuz bir şey değildir, bedeli vardır.

Eylem, sınıf kardeşliğini geliştirmenin tek yoludur.

Öğrenmek, mücadele içinde olur, öğretmek de öyle.

İşçiler mücadele ettikçe, hem kendini hem de kendisi ile birlikte kardeşlerini tanıyacaktır. Birleştiren budur.

Haydi, sen de direnişe katıl.

Haydi, Kaldıraç saflarında mücadeleye katıl.

Haydi, Birleşik Emek Cephesi’ni kurmak için “ben de varım” de.

Şimdi zamanıdır.

Rekabet böler, eylem birleştirir!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here